İşte O Asabi Yönetmen

Henüz yorum yok - 0Yorum


http://www.dizifilm.com/modules/Content/cover.php?coverid=4557

Var mısın Yok musun? yarışmasındaki esrarengiz bankacı 'Hamdi Bey' gibi 'Türkiye'nin en merak edilen adamları' arasında yer alan 'Komedi Dükkanı'nın yönetmeni Fırat Parlak, sonunda ortaya çıktı.



ÖN ÇALIŞMA YAPMIYORUZ

'Komedi Dükkanı'na sesiyle eşlik eden ve program boyunca Tolga Çevik'i azarlayan Fırat Parlak, bu teklifin kendisine hiç beklemediğini, bir anda geldiğini söyledi. Parlak, "Tolga Çevik bu proje için başka bir kişiyle anlaştı ama son dakika sorun çıkınca yerine ben getirildim" dedi. İzleyicileri Tolga Çevik kadar güldüren Parlak, yeni yayın döneminde de programa devam edecek. Fırat Parlak, 'Komedi Dükkanı'nda her şeyin doğaçlama geliştiğini, önceden bir çalışma yapmadıklarını söyledi.

Kaynak:Sabah.com.tr
Devamını okuyun...>>

 

Ayyıldızlı Milli Takım Varmısın Yoksunda

1 yorum - 1Yorum



Dün akşam yayınlanan varmısın yokmusuna yarışmacı olarak katılan Fatih Terim ve ayyıldızlı milli takımımız Acun Ilıcalı ile beraber herkeze güzel bir gece yaşattı.




Acun'un 300 bin YTL lik teklifine evet diyen Fatih hoca kazanılan paranın lösemili çocuklar yararına harcanacağını açıkladı.Açılmayan son 2 kutudan birinde 500 bin Ytl vardı.Eğer kendi kutusunu seçmiş olsaydı tam 500 bin Ytl alacaktı.Acunun teklifine hayır deseydi Gs Arda'mı derdi yoksa kendi kutusunumu seçerdi bilmiyorum.Ama evet demekle doğru bir karar verdiği kesin.Ayyıldızlı takımımıza Euro 2008 başarılar...
Devamını okuyun...>>

 

Varmısın Yokmusun 13/05/2008

Henüz yorum yok - 0Yorum



Varmısın Yokmusunda bu hafta neler oldu izlemek için tıklayın.




Diğer bölümleri izlemek için tıklayın.
Devamını okuyun...>>

 

Varmısın Yokmusun :: Başvuru Formu

1 yorum - 1Yorum



Yarışmaya sizde katılın şansınızı deneyin.Telefonla katılmak için :758 39 90 Bol şanslar.


Devamını okuyun...>>

 

Varmısın Yokmusun Oyunu

Henüz yorum yok - 0Yorum



Varmısın yokmusun yarışmasını bilmeyen kalmadı eminim yarışmanın o kadar fanatiği varki artık yarışmanın nerdeyse herbişeyini öğrendiler.Ben bile ilk izlememde yarışmanın fanatiği oldum.Artık yarışmanın bir oyunu var isteyenler buradaki linkten oynayabilir şanslarını deneyebilirler.Kolay gelsin..





Devamını okuyun...>>

 

Acun Ilıcalı'nın Ünlü Oluşu

1 yorum - 1Yorum


Televizyonların en renkli simalarından biri Acun Ilıcalı. “Firarda” bütün dünyayı dolaşarak, “en çok kıskanılan iş”e sahip olan Ilıcalı ile, televizyonculuk, sunduğu, yapımcısı olduğu programlar ve yeni projeleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Acun Ilıcalı, bir dönem adının bile önüne geçmiş ve kendisinin pek çok yerde, adı “Acun”, soyadı “Firarda” olan bir televizyoncu sanılmasına yol açmış o muhteşem programın yaratıcısı.

Acun Firarda öylesine büyük bir ilgiye mahzar oldu ki, hemen her televizyon kanalında, kendisini firara gark eden muadilleri türedi. Ama elbette, bir şeyin aslı, onun suretinden daha etkilidir her zaman. Acun Ilıcalı, “firardayken” çıkardığı işlerin başarısıyla; oradaki samimi İngilizce sohbetleri ve Türk insanını en tipik özellikleriyle dünyanın en ücra yanlarına taşıma gayretiyle o denli popüler bir yüz haline geldi ki, bugün elinin değdiği her program potansiyel bir izleyici kitlesine ama gerçek anlamda bir kitleye sahip oluyor.

Türk özel televizyon kanallarının ortaya henüz çıkmaya başladığı bir dönemde spor muhabirliğiyle başlayan, sonra o kült “Televole” programlarıyla süren ve kendi kanatlarıyla uçmaya başlamasıyla da bir televizyon markası haline gelen Acun Ilıcalı’ya konuk olduk bu sayıda.

İngilizce öğretmenliği bölümünde okuyan bir öğrenciyken televizyonculuğa adım attığınızı biliyoruz. Bize bu süreçten söz eder misiniz biraz? Bu ani geçiş nasıl gerçekleşti?
Ben yoldan geçerken televizyoncu olmuş biriyim aslında. Yoldan geçerken derken şunu söylemek istiyorum: 1994’ün başıydı. O zaman televizyonlar yeni çıkmış, Show TV diye bir bina görüyoruz. Orada bir ağabeymiz çalışıyor, sohbet etmek için yanına uğruyoruz. Sonra bazı tesadüflerin de yardımıyla orada İlker (Yasin) Abi’yle tanıştım. Show TV’nin Spor Müdürü’ydü o sırada. Daha sonra İlker Abi’yle olan muhabbet ve sıcaklık bizi buralara doğru getirdi işte.

Televizyonculuğa spor muhabiri olarak başladınız değil mi?
Spor muhabiri olarak başladım. İki ay Fenerbahçe’yi takip ettikten sonra Beşiktaş muhabiri oldum. 3- 4 sene kadar Beşiktaş muhabirliği yaptım. Ondan sonra televizyonun gelişimiyle birlikte ben de kendimi bu gelişime ve yeni koşullara adapte ettim. Muhabirlikten sonra sunuculuk yaptım, sunuculuktan sonra da yapımcılık yapmaya başladım.

Yaklaşık 13 yılı geride bıraktınız ve bu süre Türkiye’de aşağı yukarı özel yayıncılığın da tarihine denk geliyor. Aradan geçen sürede bu alanda neler değişti?
En büyük değişim, rekabet ortamının korkunç derecede artması oldu. Ortadaki pasta belli, pastanın da tadını iyi alan yatırımcılar pastadan dilim almak için özel televizyonculuğa hamle yapınca, rekabet şu anda inanamayacağınız boyutlara ulaştı diyebilirim.
Peki yapımcılar açısından bu rekabet ortamı ve kanal sayısının artması bir avantaj mı?
Yapımcıdan yapımcıya fark var. Eğer bir proje yapayım kendimi dolandırayım diye düşünüyorsanız güzel bir durum; çünkü her dakika bir kanalda bir program yakalama şansınız var. Ama birinci lige oynayan yapımcılar içinse durum aynı değil. Biz de kendimizi bu birinci lig düzeyinde tutmaya çalışıyoruz. Birinci lig derken, prime time (PT) kuşağına program yapan, özellikle de büyük kanalların PT kuşağına program yapan yapımcıları kast ediyorum. Her zaman en zor iştir bu. İşte bunu hedefleyen yapımcılar için olay artık çok daha zor; çünkü kanalların artması seyircinin artması anlamına gelmiyor. 100 seyirci ve 10 kanal varsa kanal başına 10 seyirci düşer ortalama. Oysa senin en az 20 seyirci yakalaman lazım. Kanal arttıkça bunu yakalamak daha da zorlaşıyor.

Bunca zamandır o “birinci lig”de kalmanın, oradan düşmemenin sırrı nedir?
Kendimi övmeyi seven bir insan değilim; ama bizim televizyon olayında şansımız yaver gitti diyebilirim. Biz şimdiye kadar 3 tane büyük proje yaptık PT kuşağı için ve bunların üçü de başarılı oldu. Survivor 1 (Türk-Yunan), Survivor 2 (Aslan-Kanarya) ve Fear Factor… Bu bizim için önemli bir avantaj elbette. Üçte üç yaptıktan sonra televizyon kanalları için önemli bir referansa sahip oluyorsunuz artık.

Acun Firarda programını üç büyük yapım arasında saymadınız…
Acun Firarda bir PT 3 programıydı. Elbette bizim tanınmamızda en önemli etken o oldu belki ama televizyonculukta en önemli kuşaklar PT 1 ve PT 2’dir. Sabah kuşakları ve haber önleri de önemlidir elbette ama bizim işte esas olan o iki kuşaktır. Haber sonrasıyla gece arası yani. Hani bir laf vardır ya “gerisi yalan” diye; bizim işte de bu açıdan durum o biraz.
İsim olarak basında iki tane Acun’dan bahsediyoruz şu an aslında. Biri “Yapımcı Acun” diğeri de “Sunucu Acun”. Televizyondaki Acun kimliği var, bir de yapımcı Acun kimliği var. Bu ikisini iyi ayırt etmek lazım; çünkü Acun Firarda televizyondaki Acun figürüne olağanüstü bir katkı sağladı; herkesin sevdiği, aileden biri kabul ettiği bir tip oldum yani açıkçası. Oysa benim gelirim 10 liraysa, bunun 5 lirası sunuculuktan, 5 lirası da yapımcılıktan gelir. Şimdi sunucu şöhretini sağlayan Acun Firarda’dır elbette. Şöyle söyleyeyim; ben sürekli, her ay mutlaka bir program sunarım. Kendim yapmasam da Show TV, Kanal D benden bir şeyler sunmamı ister mutlaka. Ama yapımcılık açısından Acun Firarda sadece bir idman oldu benim için.
Çünkü yapım olarak Acun Firarda’nın çok karmaşık bir yapısı yok. Acun Firarda’da 8 kişi çalışıyor mesela. Survivor’da ise 160 kişi çalıştı. Yani arada o kadar boy farkı var. Survivor 160 kişinin çalıştığı bir dev, Acun Firarda 7 – 8 kişilik mini bir prodüksiyon gibi…
Jürili yarışmaların çok gözde olduğu ve otomatik olarak izleyici topladığı bir dönemde siz iki farklı yarışma yaptınız: Fear Factor ve Survivor… Bunlar konsept olarak transfer edilmiş programlar belki ama bizim toplumumuzun ilgisini çekecek unsurlar eklediniz. Bu yapımlar nasıl tasarlandı?
Bir ekibimiz var. Ben kendimi bu konularda yeterli bulsam da her zaman fikir olarak danışmayı severim. Kendi arkadaşlarıma devamlı sorarım, ne düşünüyorsunuz, olur mu, tutar mı? Çok sorup, çok araştırdığımız için genelde projelerde başarıyı yakalıyoruz diyebilirim. Çevremizde gizli deneklerimiz var bizim. Hani böyle bir şey olsa seyreder misin diye, çok farklı kesimlerden insanlara sorarak, onların tepkilerini bir şekilde alıp ondan sonra hayata geçiriyoruz. O yüzden bir araştırma ekibimiz yok ve fikirlerin birçoğu belki benden de çıksa, beni destekleyen arkadaşlarım var, onlarla paslaşıyoruz diyebilirim.

Özellikle Fear Factor, bizim toplumumuz için çok alışageldik olmayan bir yarışma formatına sahipti. Yarışma büyük ilgi topladı ama yapım bir riski göze almış mıydı?
Televizyonda başarıyı elde etmek istiyorsan riski almak zorundasın, bu bir gerçek. Şöyle düşünün, bu programa Show TV’nin yatırdığı para yaklaşık olarak 1.300.000 dolar. Yani bir bakıma 1.300.000 dolar riske edildi. Bu öyle bir yarışma ki, “Ben iki bölüm çekeyim, tutmazsa kaldırırım” diye bir şey yok. O projede 10 bölüm çekmek zorundasın. Şimdi 10 bölümü çektiğin zaman da o iş batarsa, 10 bölümü birden batıyor. Ama dediğim gibi televizyonda başarı her zaman riski almaktır. Başkasının cesaret edemediği ya da “olmaz” dediği şeyi yaparak büyük başarılar elde edebiliriz. Bugün belki toplam 15 tane dizi var mesela, ama 15 tane de batıyor. Survivor da aynı şekilde riskliydi. Bunların her zaman riski çoktur, ama tuttuğu zaman da çok konuşulur. Biz hafif de bir deli cesaretiyle bu risklere girdik hep. Ama sonuçta öyle bir kredim olduğu için o riske de girebiliyorum. Bugün genel müdürümüz Saner Ayar’a bir şey anlattığım zaman mutlaka heyecanlanır. Benim bir şeye ikna olmuş olmam onun da ikna olması gibi oluyor. “Acun böyle bir şey diyorsa bir şeyler çıkacak” gibi hissediyor o da. Bu yüzden şimdiye kadar ne getirdiysem kabul etti, o kadar net söyleyeyim size. Benim kendi projemden vazgeçtiğim oldu bazen, o yine kabul etti, tamam yapmayalım dedi o da. Bu güven benim çok rahat hareket edebilmemi sağlıyor tabii.
Şu anda gündeminizde ne tür bir program var?
Şimdi, “Var mısın, Yok musun?” isimli bir yarışma programı hazırlıyoruz. Bu da ülkemizde daha önce denenmiş ve başarılı olamamış bir proje. Ben şuna inanıyorum: Dünyanın herhangi bir ülkesinde tutan bir programın Türkiye’de tutmaması için herhangi bir neden yok. Bizim ülkemiz korkunç bir rekabet yaşayan ve hiçbir projenin de garantisinin olmadığı bir ülke. Bugün 20 milyon doları olan biri bile, ne tür bir program yaparsa yapsın rating garantisi alamaz. Belki çok daha düşük bir bütçeyle bir başkası getirebilir üstelik. Bu şu demek: Rekabet o kadar kuvvetli ki artık tek başına para da işlemiyor. Eskiden işlerdi. İyi parayla Hülya Avşar’ı transfer ederdin, o bir şov yapardı, onun görünmesi bile belli bir ratingti zaten, ilk dörde girerdin. Bitti gitti. Ama şimdi öyle değil. En ünlü dediğin adam şova çıkıyor, o şov tutmuyor.
“Var mısın Yok musun” ABD’de geçen sezonu çok yukarılarda geçiren “Dear or No Deal” isimli yarışmanın uyarlaması. Avrupa’da da 15 kadar ülkede yayınlanıyor ve her yerde başarılı olmuş. Bu yarışmaya güveniyorum ben. Prime time olmayacak, haber önü olacak ve haftada 5 gün yayınlanacak. Oradaki başarısıyla birlikte bir tane de hafta sonu prime time gecesi yapılıyor. Katılmak için hiçbir şey yapmanız gerekmeyen ender yarışmalardan biri. Yarışmada 20 kutudan birini seçiyorsunuz. Seçtiğiniz kutu üzerinden pazarlığa başlıyorsunuz. 20 kutuda da belirli paralar olduğu için kutular açıldıkça yarışmacı kalanları tahmin etmeye başlıyor. Sponsor banka, yarışmacıya bir teklif getiriyor. Örneğin sadece 250 bin dolar ve 2 bin dolarlık kutuların kaldığı bir yarışmada banka yarışmacıya 70 bin dolar teklif ediyor. Karar yarışmacının. Orada hem gerilim var, hem dram, hem de mutluluk. Ben de bu pazarlık esnasında iyi adam oluyorum. Yarışmacıyla benim bankacıya karşı mücadelesi gibi düşünülebilir.

‘Türkiye’de herkes kendi Survivor’ını yaşıyor zaten’
Survivor da yüksek maliyetli bir yapımdı değil mi? Üstelik galiba sizden önce de denenmişti ve başarısızlığa uğramıştı…
Çok daha fazla. Survivor, 3.000.000 euroluk yani yaklaşık 4.000.000 dolarlık bir yapımdı.
Dediğiniz gibi Survivor daha önce denendi ve battı. Bizim farkımız şu oldu: Türk insanının hem beğeneceği hem de seyredeceği şekilde bir uyarlama yapmak gerekiyor. Bugün Amerika’da mesela Donald Trumph’un sunduğu “Çırak” yarışması çok tuttu biliyorsunuz. Aynı yarışma Türkiye’de battı. Neden? Yanlış uygulama. Tuncay Özilhan çok başarılı bir işadamıdır. ama Çırak’ın baş rolü olamaz. Çırak’ın baş rolü dediğin adam, oyunculuk yönü de olan Donald Trumph. Tuncay Bey’in o yönü yok. Sen şimdi 1. dakika bütün projeyi dayandırdığın adam dünya efendisi, kaliteli hareketler yapan bir adam olduğu zaman sen nasıl bundan seyirciyi bir şekilde gerilime sürükleyebilirsin ki… Tuncay Bey, zaten çok iyi niyetli sempatik biri... Aynı şekilde Survivor da ilk olarak yapıldı ama Türkiye’nin yakalayacağı şekilde değildi. Türk insanı zaten yeterince maddi problem çektiği için adadaki insanların açlığı onları o derece ilgilendirmiyor. Başka ülkelerde insanlar, “A, aç kaldılar” diye televizyona bakabilir. Ama bizde değil. İnsanlar 300 milyona ev geçindiriyor ve herkes kendi Survivor’ını yaşıyor zaten. Biz Türk-Yunan Survivor yarışmasında bir rekabeti yakaladık. Bunu salt bir adada hayatta kalma mücadelesinden çıkarıp iki grubun birbiriyle mücadelesi haline getirdik. Aslanlar ve Kanaryalar için de geçerli bu…
Devamını okuyun...>>

 

Acun Ilıcalı ile Röpörtaj

Henüz yorum yok - 0Yorum


Acun Ilıcalı deyince bugünlerde herkesin aklına tek bir şey geliyor: “Var mısın Yok musun?” Bu cümle bir yarışma programının adı olmasına rağmen Ilıcalı’nın üzerine yapıştı kaldı. Yarışma, reytingleri altını üstüne getirmekle kalmadı, rakip kanalların da paçasını tutuşturdu. Ilıcalı’yı ilk ‘Acun Firar’da ile tanıdık, ardından ‘Dokun Bana’ ve ‘Biri Bizi Gözetliyor’daki sunuculuğu ile. Fear Factor ve Surviver ile genç seyircinin büyük ilgisini çektikten sonra da son vuruşu ‘Var mısın Yok musun?’ ile yaptı. Kurduğu Acunmedya şirketine de ne kadar sevdiği arkadaşı varsa topladı. Şimdi Ilıcalı, ekran başında yürekleri hoplatıyor ve her zaman yarışmacının yanında yer alıyor. “Para benim cebimden çıkmıyor, onun için çok rahatım.” diyecek kadar da açık yürekli. 18 yaşında evlenen, 19 yaşında baba olan, 20 yaşında anne ve babasını trafik kazasında kaybeden Ilıcalı, bir motosiklet kazasında ölümün eşiğinden dönmüş. O dönemde yaşadıklarını tam bir dibe vurma olarak nitelendiriyor ve o dibe vuruşun şu anki konumuna getirdiğine inanıyor. Ekranların en sevilen sunucusu adım adım, ama sağlam yükselişini Zaman okurları için anlattı.



Türk halkının seyredeceği programları nasıl tahmin ettiniz?

Halk bunu istiyor diye bazı kalitesiz prodüksiyonlar yutturuldu. Benim felsefem iyi reyting alalım da kötü iş olursa olsun değil. Yeni neslin her şeyden haberi var. İletişim sektörü son 15 yılda ülkemizde çok ilerledi. Toplumumuzun beklentileri Avrupa ve dünya ile çok yakın.

Televizyonda yaptığınız her iş tuttu, ne yaptınız da tuttu?

Ne yapmadım dersem daha iyi olur. Bir kere hiç suni olmadım, samimiydim. Çok büyük bir avantajım hiçbir dizide oynamadım, onun için halk gerçek bir kimlik gördü. Genelde etrafta sevilen bir insanım zaten. Bugün 25-30 kişilik bir ekip varsa bunların 15’i minimum 15 yıllık arkadaşım. Ukalalıktan nefret ederim. Kendini beğenen insan bana çok antipatik gelir. En büyük avantajım da kendimi ekrana çok iyi yansıtıyorum, o da Allah’ın bir lütfu.

Sizin en başarılı bulduğunuz ve iyi ki yapmışım dediğiniz projeniz hangisi?

‘Var mısın Yok musun?’ diyebilirim. Bugüne kadar toplum tarafından sevilen biriydim, ama hep 15-25 yaş grubundan ilgi görüyordum. ‘Var mısın Yok musun?’ ile Türk ailesini komple kucaklamış durumdayım. Başarılı olacağına inanıyordum, ama marka değerime bu kadar katkıda bulunacağını düşünmüyordum.

Bunlar neler kazandırdı size?

Açıkçası biz reyting zehirlenmesine uğramış bir milletiz. Bu iyi bir şey değil. Bugün şu kadar para kazandın deseler hiç umurumda değil. Çünkü yediğim yemek belli, gezdiğim yer belli. Bunun üzerindeki para zaten olsa da olur olmasa da olur. Ama reyting bizim dünyamızdaki en büyük prestij. Benim aynı zamanda beğenilme yüzdemin de yüksek olmasına vesile oldular. Ben aslında reyting almanın bin bir yolunu biliyorum, ama önemli olan takdir edilerek reyting almak.

Yarışmacılara ne kadar para ödediğinizin hesabını yaptınız mı?

Yapmadım ama ‘Var mısın Yok musun?’da şu ana kadar 2 trilyonu geçmiş durumdayız. Yıl sonuna kadar 7-8 trilyon olacağını düşünüyorum. Surviver Yunanistan’da Derya 450 milyar lira kazandı. Ben hiçbir anlaşmamda parayı vermedim. Çünkü psikolojik olarak rahat etmem lazım. Ben anlaşmalarımı sunuculuk ve prodüksiyon üzerinden yaparım. Ödül hep kanala aittir. O yüzden ben zevkle, rahat rahat sunarım.

Bir gün yüzünüz eskirse, reytingler düşerse ne olur?

Benim için problem değil. Benim hayat tarzım televizyondaki popülaritemden kaynaklanmıyor. Öyle pat diye düşeceğime de inanmıyorum. Bugün Amerika’da çok başarılı olmuş kişiler 30 yıl yapıyorlar bu işi. Şansal abi de yaşlı olmasına rağmen son derece popüler biri.

Yaptığınız işleri nasıl izah ediyorsunuz?

Temiz işler yaptığımı düşünüyorum. Malum şu an Türk medyasının durumu. Orada ben ciddi derecede parladığımı düşünüyorum. Samimi ve temiz işler yaparak, insanlarla samimi işler yaparak Türk medyasında iyi bir noktada olduğumu görüyorum. Yine o konuda da takdir Türk insanının.


Tarkan’a helal olsun

Benim Tarkan’la bir samimiyetim yok ama “Acun, Tarkan’ı ezdi geçti” değerlendirmesi yanlış. Ben yarışma programı yapıyorum, Tarkan şarkı söylüyor. O tek başına Türkiye’nin sıralamada sekizinci kanalında şarkı söylüyor, ben ilk iki kanalından birinde yapıyorum. Yani zaten birinci dakikada 100 metre önde başlıyorum. TRT’nin hayatında hiç görmediği bir reyting var ortada. Bence Tarkan’a helal olsun, büyük performans sergilemiş. Şimdi kalkıp da “Acun, Tarkan’ı ezdi geçti” dersek bu tamamen Tarkan’ı dibe batırmak için veya TRT’nin Tarkan’a verdiği paranın boşa gittiğini söylemek için yapılan bir operasyondur.
Devamını okuyun...>>